Ana Sayfa Hakkımızda
Tüm Çalışma Alanları Aile ve Boşanma Hukuku Borçlar Hukuku Ceza Hukuku Gayrimenkul ve Kira Hukuku İcra ve İflas Hukuku Miras Hukuku Sağlık Hukuku Sigorta Hukuku Tüketici Hukuku Vergi Hukuku Yabancılar Hukuku
Tüm Hesaplamalar Arabuluculuk Ücreti Hesaplama Dava Harcı Hesaplama İnfaz (Yatar) Hesaplama Faiz Hesaplama Fazla Mesai Ücreti ve Serbest Zaman İzni Hesaplama Haftalık Ücretli İzin Alacağı Hesaplama Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Hesaplama Araç Değer Kaybı / Hasar Tazminatı Hesaplama İş Gücü Kaybı Tazminatı Hesaplama Kıdem ve İhbar Tazminatı Hesaplama
Avukata Sor Blog
Randevu Al

Borçlar Hukuku

Sözleşmelerin kurulması, ifası, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak davaları.

Borçlar hukuku, günlük hayatın neredeyse tamamını kapsayan bir alandır: bir sözleşmenin kurulması, ödenmeyen bir alacak, haksız bir fiilden doğan zarar ya da beklenmedik bir gelişmenin sözleşmeyi çekilmez hâle getirmesi. Uyuşmazlığın hangi hukuki temele oturtulacağı, hangi süreye tabi olduğu ve hangi delillerle ispatlanacağı, çoğu zaman sonucu doğrudan belirler.

Alacak davalarında en sık kaybedilen şey hak değil, süredir. Zamanaşımı dolduktan sonra en sağlam belge bile sonucu değiştirmez.

Sözleşmenin kurulması ve geçersizlik hâlleri

Türk hukukunda kural şekil serbestisidir; sözleşme, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Ancak kanun bazı sözleşmeler için geçerlilik şartı olarak şekil arar: taşınmaz satışı ve satış vaadi resmî şekle, kefalet adi yazılı şekle ve el yazısıyla belirli kayıtlara, bağışlama vaadi yazılı şekle tabidir. Şekil şartına uyulmaması sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar.

Sözleşmenin geçersizliği iki başlık altında toplanır:

  • Kesin hükümsüzlük (TBK 27) — Emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı ya da konusu imkânsız sözleşmeler baştan itibaren geçersizdir. Hâkim bunu resen dikkate alır.
  • İptal edilebilirlik — Yanılma (TBK 30), aldatma (TBK 36) ve korkutma (TBK 37) hâllerinde sözleşme, iradesi sakatlanan tarafın bir yıl içinde iptal beyanında bulunmasıyla geçmişe etkili olarak ortadan kalkar.
  • Aşırı yararlanma (TBK 28) — Zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlik sömürülerek edimler arasında açık oransızlık yaratılmışsa, zarar gören bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirebilir veya edimin indirilmesini isteyebilir.

Zamanaşımı: en çok hak kaybettiren konu

Zamanaşımı bir defidir; hâkim kendiliğinden dikkate almaz, karşı tarafın süresinde ileri sürmesi gerekir. Buna karşılık süre dolduktan sonra ileri sürülen bir defi, en güçlü belgeye dayanan alacağı dahi işlevsiz bırakır. Başlıca süreler şunlardır:

Alacak türüSüreDayanak
Genel kural10 yılTBK 146
Kira bedeli, faiz ve dönemsel edimler5 yılTBK 147/1
Konaklama, yeme–içme bedelleri5 yılTBK 147/2
Perakende satış, esnaf ve küçük sanat alacakları5 yılTBK 147/3
Vekâlet, komisyon, acentelik ve simsarlık ücreti5 yılTBK 147/5
Eser sözleşmesinden doğan alacaklar5 yılTBK 147/6
Haksız fiil tazminatı2 yıl / 10 yılTBK 72
Sebepsiz zenginleşme2 yıl / 10 yılTBK 82
İşçilik alacakları5 yılTBK 147/1

Haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede iki süre birlikte işler: zararı ve failini öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıl. Haksız fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzunsa, o süre uygulanır. Zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez (TBK 148); dava açılması, icra takibi ve borcun ikrarı zamanaşımını keser.

Borçlunun temerrüdü ve alacaklının seçimlik hakları

Borcun muaccel olması tek başına yeterli değildir; kural olarak ihtar gerekir. İhtara gerek olmayan hâller ise şunlardır: taraflarca kesin bir vade kararlaştırılmışsa, sözleşmede ihtarsız temerrüt öngörülmüşse, haksız fiilde (fiil anından itibaren) ve kötüniyetli sebepsiz zenginleşmede.

Temerrüde düşen borçlu, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Sözleşmede oran kararlaştırılmamışsa kanuni faiz uygulanır; ticari işlerde ise avans faizi devreye girer. Faiz oranları dönemsel olarak değiştiğinden, hesaplamada dönem dönem farklı oran uygulanması gerekebilir.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı, borçluya uygun bir süre verdikten sonra üç seçenekten birini kullanır (TBK 125):

  1. Aynen ifayı ve gecikmeden doğan zararın tazminini istemek,
  2. İfadan vazgeçip müspet zararın (sözleşme ifa edilseydi elde edilecek yararın) tazminini istemek,
  3. Sözleşmeden dönmek ve menfi zararın (sözleşmeye güvenerek yapılan masrafların) tazminini istemek.

Bu seçimin sonuçları birbirinden çok farklıdır ve geri dönülemez niteliktedir. Bu nedenle karar verilmeden önce zararın hangi kalemlerden oluştuğunun ve ispat imkânının değerlendirilmesi gerekir.

Haksız fiil ve kusursuz sorumluluk

Haksız fiil sorumluluğu dört unsurun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır: hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve bunlar arasında uygun illiyet bağı (TBK 49). Kusur ispatlanamasa dahi sorumluluğun doğduğu hâller vardır:

  • Adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK 66) — İşveren, çalışanının verdiği zarardan sorumludur; gerekli özeni gösterdiğini ispatlarsa kurtulabilir.
  • Yapı malikinin sorumluluğu (TBK 69) — Yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinden doğan zararda kurtuluş kanıtı getirilemez.
  • Tehlike sorumluluğu (TBK 71) — Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden doğan zarardan işletme sahibi kusursuz olarak sorumludur.
  • Hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK 67) ve motorlu araç işletenin sorumluluğu (KTK 85).

Zarar gören de olayın meydana gelmesinde kusurluysa müterafik kusur nedeniyle tazminattan indirim yapılır (TBK 52). Bedensel zararlarda ise tazminat kalemleri ayrı ayrı hesaplanır: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar.

Cezai şart, uyarlama ve imkânsızlık

Cezai şart üç biçimde karşımıza çıkar: seçimlik cezai şartta alacaklı ya ifayı ya cezayı ister; ifaya eklenen cezai şartta ikisini birlikte isteyebilir; dönme cezasında ise ceza ödenerek sözleşmeden dönülebilir. Hâkim, aşırı bulduğu cezayı resen indirmek zorundadır (TBK 182/3). Ancak tacirler arasındaki ticari işlerde bu indirim kural olarak istenemez.

Aşırı ifa güçlüğü (TBK 138), sözleşme kurulduktan sonra öngörülemeyen ve borçludan kaynaklanmayan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması hâlinde uygulanır. Şartları sağlanıyorsa borçlu hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını, bu mümkün değilse sözleşmeden dönmeyi talep edebilir. Son yıllarda döviz kurlarındaki dalgalanma, inşaat maliyetlerindeki artış ve kira bedelleri bakımından uyarlama davaları yoğun biçimde gündeme gelmiştir. Uyarlama talebinin kabulü için edimin henüz ifa edilmemiş ya da ihtirazi kayıtla ifa edilmiş olması gerekir.

Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelirse borç sona erer (TBK 136) ve alınan karşı edim iade edilir. Buna karşılık imkânsızlık borçlunun sorumlu olduğu bir sebepten kaynaklanıyorsa tazminat yükümlülüğü doğar (TBK 112).

Kefalet ve alacağın devri

Kefalet, şekil şartları en katı sözleşmelerden biridir. Geçerli olabilmesi için yazılı olması, kefilin sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihinin ve varsa müteselsil kefil olma iradesinin kefil tarafından el yazısıyla yazılması gerekir (TBK 583). Ayrıca evli kişilerde eşin yazılı rızası zorunludur ve bu rıza en geç kefalet sözleşmesinin kurulduğu anda verilmiş olmalıdır (TBK 584). Eksiklik hâlinde kefalet kesin hükümsüzdür. Ticaret siciline kayıtlı ticari işletme sahipleri, şirket ortak ve yöneticileri ile esnaf ve sanatkârların mesleki faaliyetleri kapsamındaki kefaletlerinde eş rızası aranmaz.

Alacağın devri (temlik) için yazılı şekil geçerlilik şartıdır (TBK 184); borçlunun rızası gerekmez, ancak devir yasağı kararlaştırılabilir. Buna karşılık borcun dış üstlenilmesinde alacaklının onayı zorunludur.

Dava açmadan önce: arabuluculuk ve usul

Belirli uyuşmazlıklarda arabuluculuk dava şartıdır; başvurulmadan açılan dava usulden reddedilir:

  • Ticari davalar — Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri (TTK 5/A).
  • Tüketici uyuşmazlıkları — Tüketici hakem heyetinin görev alanındakiler hariç (TKHK 73/A).
  • Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar, taşınmazın paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar.
  • İşçi–işveren alacak ve tazminat talepleri ile işe iade istemleri.

İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri ile tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği işler kapsam dışındadır. Arabuluculuk başvurusu zamanaşımını durdurur; son tutanağın aslı veya onaylı örneği dava dilekçesine eklenmezse mahkeme bir haftalık kesin süre verir, bu süre içinde sunulmazsa dava usulden reddedilir.

Önemli bir usul değişikliği: Alacağın miktarını başlangıçta belirleyemeyen davacılar uzun süredir belirsiz alacak davası açıyordu. Bu kurum yürürlükten kaldırılmış, yerine kısmi davada talep artırımı imkânı getirilmiştir. Artık davacı, tahkikat sona erinceye kadar ıslaha gerek olmaksızın talebini artırabilmekte ve artırılan kısım için zamanaşımı ilk dava tarihinde kesilmiş sayılmaktadır. Bu, düşük harçla dava açıp bilirkişi raporundan sonra talebi yükseltme stratejisini korumaktadır.

Sunduğumuz hizmetler

  • Sözleşmelerin hazırlanması, incelenmesi ve müzakeresi
  • Alacak, itirazın iptali ve menfi tespit davaları
  • Haksız fiil ve sözleşmeye aykırılıktan doğan maddi–manevi tazminat davaları
  • Sözleşmenin uyarlanması, feshi ve dönme talepleri
  • Cezai şart, kefalet ve teminat ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar
  • Alacağın temliki, borcun üstlenilmesi ve müteselsil sorumluluk
  • İhtarname ve ihbarname düzenlenmesi, temerrüt sürecinin yürütülmesi
  • Ticari ve tüketici uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk süreçlerinin takibi

Sıkça sorulan sorular

Elinizde senet, çek ya da ilam gibi bir belge varsa icra takibi genellikle daha hızlı ve ucuzdur. Borçlu takibe itiraz ederse takip durur ve itirazın iptali davası açmanız gerekir. Belge yoksa ya da uyuşmazlık miktarda değil ilişkinin varlığındaysa doğrudan alacak davası daha uygun olabilir. Ticari nitelikteki para alacaklarında dava öncesi arabuluculuk zorunludur; icra takibi için ise böyle bir şart yoktur.
Kanunun şekil şartı aradığı hâller dışında evet, sözlü sözleşme de geçerlidir. Asıl sorun geçerlilik değil ispattır: belirli bir parasal sınırın üzerindeki hukuki işlemler senetle ispat edilmelidir. Bu sınırın altında ya da yazılı delil başlangıcı bulunan hâllerde tanık dinlenebilir. Yazışmalar, banka dekontları ve mesajlaşmalar çoğu zaman belirleyici olur.
Evet. Hâkim aşırı bulduğu cezai şartı kendiliğinden indirmek zorundadır. Bu hüküm emredici olduğundan sözleşmeyle bertaraf edilemez. Ancak tacirler arasındaki ticari işlerde indirim kural olarak talep edilemez; bu nedenle şirketler bakımından cezai şart maddesi imza öncesinde dikkatle müzakere edilmelidir.
Doğrudan çıkmak mümkün değildir; önce uyarlama talep edilmelidir. Aşırı ifa güçlüğü hükmünün uygulanabilmesi için değişikliğin sözleşme kurulurken öngörülemeyecek nitelikte ve olağanüstü olması, borçludan kaynaklanmaması ve edimin henüz ifa edilmemiş olması gerekir. Ödemeyi kayıtsız yaparsanız uyarlama talebiniz büyük ölçüde zayıflar; bu nedenle ihtirazi kayıt konulması önemlidir.
Kural olarak hayır. Evli kişilerin kefaletinde eşin yazılı rızası geçerlilik şartıdır ve rızanın en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir. Rıza yoksa kefalet kesin hükümsüzdür. Ancak ticaret siciline kayıtlı işletme sahipleri, şirket ortak ve yöneticileri ile esnafın mesleki kefaletleri bu kuralın dışındadır.
Bilgilendirme. Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, somut durumunuz için mutlaka bir avukata danışınız. Son gözden geçirme: Ağustos 2026.

Dosyanızı birlikte değerlendirelim

Durumunuzu bize aktarın; adım atmadan önce avukatlarımızdan net ve gerçekçi bir değerlendirme alın.

WhatsApp'tan yazın